GÜRAY YALINCAK

ÇEŞME DE BİR KAPLICA

Eylül 17, 2009 ·


"Sanırım ta başa dönmek gerek"li anlatım cümleleri ile yaşamı kopyalarsak protein ömür başlangıçlarımıza göndermeli bir edebiyatın ana sayfasını aralamamız gerekecek; gelin ben böyle yapmayayım da masöz arkadaşım Zübeyde ablanın  (ben ona benden ay olarak büyük olduğundan abla derim) "burda  masöre ihtiyacımız var gelir misin"i üzerine "bura" nın nere olduğu üzerine kısa bir sohbetle olur bakarım dedim ve baktımda. Baktımda ile nereden nereye gittiğime ve orda yaşadıklarıma ilişkin kimseyi sıkmadan yarı kronolojik bir yazı yazayım.

Telefon gelmeden birkaç gün öncesine dönersek: İş diye girdiğim bir yerden (patron iyi ama sevgilisi bo..tan dı) patronun sevgilisinin kıskançlığı ve salaklığı yüzünden işten beş kuruş almadan ayrılınca  parasız kalmıştım; en kötüsü bu bana gene hayatın  darbesi gibi gelmişti. Hayat darbe vurmasa da gene boş yere hayatı, yaşamı benden haberi olmayan ne kadar salak insan varsa onları kendime katıp suçlamıştım. Bu durumların bendeki insanlara küskünlük durumunu yenmemin en kolay yolu bir yerlere gitmekti.Ama işten para almadan ayrılmıştım. Kızınca almam gereken  parayı da almadan işten çıkmıştım,bu durumda nereye gidecektim...Biraz araştırma yapınca bayağı ucuza istediğim bir yere gidebileceğimi farkettim,yada tamam itiraf bazı dostlarım fark etmemi sağladılar . Hindistan. Bana düşen artık cüzi miktarda bir şekil (o şekil nedense hep eşşek gibi çalışma olarak bana yansır ama neyse) yol parası kazanmaya bakmaktı..
 Hindistana gitme planımı hayata geçirmeye çalıştığım anda  geldi telefon ve ben açtım... "Burda masöre ihtiyacımız var ama  fazla para kazanamazsın deniyordu % 10 kadar ."sigorta -yok,yatacak yer-yokla var arası ,yemek akşam yersin sabah ,öğleni ise bir biçimde hallediyoruz "dendi (bu bir biçim gidince anladım olmayan bir biçimdi:)) dedim dur ya bu eğlenceli olacak gideyim .Dedim "geliyorum da bura nere?"
Çeşme'ye böylece gitmeye karar verdim.

Elime geçen eşyalarımı kabaca tasnifleyip arabanın bagajına doldurdum ve sabah erkenden Temmuz 'da yola çıktım. Oraya! vardığımda havuzun başında yürüyen Zübeye'yi gördüm ve merhabalaşıp patronunun yanına, masaj odalarına doğru yola çıktık. İki metre yürüdükten sonra masaj odasının yanındaydık. Belediyeden burayı beş yıllığına 21 000'e kiraladığını  ve burayı yaklaşık 18 yıldır işlettiğini ifade eden Kürt kardeşimiz Emin'le tanıştım. Buralara sadece para kazanmak ve ailesine bakmak , yaşam sürmek için geldiğinden olsa gerek "sıkı" pazarlıkçıydı. Deneme amaçlı diyerek masajını bedavaya getirişine gülüp reddetmek yerine" dur ya macera beni nereye sürükleyecek hadi bakalım "diyerek masaja başladık. (denenmeye ihtiyacı olmayan bir masör de olsam bilerek göz yumdum:))
Kalmam gereken alan olarak gösterilen yer masaj odasının kendisiydi ; eskiden kapalı küçük havuz odaları olan bu yer üstüne tahtalar konularak kapatılmış, halı diye ufak  parçalı yer kaplamalarıyla örtülmüş ve hala altında kaplıca suyu olan bu alan NEYE UYGUNDU BİLEMİYORUM AMA  kesinlikle benim yatmama uygun değildi. Bu nedenle bende uyku alanımı yarattım. Kaldığım sürede  uyku tulumumu şezlongları yatak yaparak havuzun başında açık alanda bir süre sonra bu da akrepler , ulu orta dolaşan beyaza yakın renkli- gri fareler (ufak ve zararsız ) ve  çeşmenin dinmez rüzgarları yüzünden çekilmez  olunca arabamı yatak eyleyerek  sürdürdüm.
Etrafı gezerken gördüğüm çevredeki balıkçı lokantalarının yanındaki çöp yığınlarına ilişkin, çamur banyosunun  hemen aşağısındaki köprünün altındaki denizi örten kirliliği, pet şişe türbesine dönüşmüş alanı ve denizine girdiğimdeki su altı kirliliğini  görünce bunun nedenini  ister istemez sorgulamaya başladım ve belediyenin burayı kesinlikle kâr etmesin diye özellikle bakımsız  bıraktığı söylentilerine başta "olmazladım"ama bunu söyleyenlerin sayısı onları bulunca ve bu kişilerde Çeşme'de öyle basit kişiler olmayınca bir de  belediye başkanını tanıyınca " neden olmasın " dedim.
Kendini hala garnizonunda halktan ayrık sanan bir emekli subaydı belediye başkanı ; sessiz gelip masajını oluyor ,bir melemen yiyip  sessizce gidiyordu.Bir kere olsun bir çalışanla,bir tek turistle ,misafirle sohbetine tanık olmadım orda kaldığım üç ay boyunca.
Denizi girilmez değil; ama önermeyeceğim bir dalyan . Denizi kirli . Kaplıca suyu sodyum ağırlıklı  olduğundan kas yorgunluklarına ve spor sonrası dinlenmek için bire. Bu nedenle çekim merkezi olmuş. Özellikle de Alaçatı ve Ilıca plajında sörf yapanların sörf sonrası uğrak yeri.

En güzeli de belediyenin yerle zıt bir uyumsuzlukla harika insanları buraya doldurmuş olmasındaydı. Aşcısı Orhan usta o malzemelerle o kadar lezzeti nasıl yaratıyordu anlamak imkansız.En değme lokantalarda bu kadar lezzetli yemeği  yapan çıkmazdı ve soğuk mezelerde aşcı yardımcısı Mesut ustaya ne demeli ruhu gibi düzenli bir insan.Ve sanırım en önemlisi tüm misafirlerin ismini ezbere bildiği ve havuzun kenarına geldiğinde gözlerin aradığı otelin en çok çalışanı Kalender; bir atmaca gibi müşterileri süzüşü, şezlongları gözleyerek en ufak bir hırsızlığa dahi fırsat vermemesi ve en önemlisi o koşullarda dahi yaptığı temizlik gece birlerde bile havuzu iyice temizlemeden gitmeyişi... 18 saatllik çalışmasına tanık olmak bazılarının yol geçen hanı bellediği bu yerde sıkı çalışanların olması harika ve burayı çekilir kılan bir melhemdi.

Her daim olduğu gibi macera beni çağırıyordu ;  baştan anlaştığım süre fazlasıyla bitmişti  ve ben sadece verdiği sözlerin takipcisi masör olarak yeni yolculuklara kendimi konuk ettirmek için Çeşme'den ayrıldım.

Çeşme'den Bende  Kalanlar

Alaçatı gecelerine  bir eyvallah:)















Çeşme kalesinden bir bakış
                                                                                                                                                      ve her yolculukta bana kalan o güzel anıların bütününü oluşturan insanlar.Beni bir gün gene üzeceklerini bilmeme rağmen insanlara yanaşmıştım ve sanırım ısınmıştım:)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Arkadaşına Gönder!

« Önceki :: Sonraki »